Hediyelik Fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hediyelik Fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2008 Pazartesi

Zencefilli Kurabiye, Kabaklı Tart ve Portakallı Kek

0 yorum


Büyükçe bir fotoğraf makinasına sahip olmanın tek kötü yanı sanırım sürekli yanında taşıyamamak. Bir süre önce sahip olma şerefine nail olduğum CANON EOS 40 da benim için bu gruba giriyor ve doğal olarak gittiğim her yere gelemiyor. Diğer fotoğraf makinamı da şirkette bırakınca iş benim sevgili telefonuma kalıyor. Aslında acil durumlarda iş görürlük açısında fena sayılmaz Sony Ericcson'un 2 MP kamerası olan bir modeli. Ancak blogda tek başına fotoğrafını yayınlamaya yetecek kadar iyi olduğunu da düşünmüyorum. Bu yüzden telefonumla fotoğrafını çektiğim tarifleri bir başlık altında toplamayı düşündüm. Bu ileriki zamanlarda tarifleri tekrarlamaya karar verirsem büyük ölçüde işime yarayacak diye düşünüyorum. Yukarıda gördüğünüz naçizane tariflerden ilki (3 kurabiyefotoğrafı da aynı tarfiten) blog dünyasında pek meşhur olduğunu sonradan öğrendiğim zencefilli kurabiye.
Bu tarfiten 3 ayrı kurabiye çeşidi ürettik. Sade şekilli kurabiyeler, pembe şeker hamuruyla süslenmiş kurabiyeler ve dağ çileği reçelli kurabiyeler. Tarif Pastacı Burcu'dan, sonuç 2 saat içinde tükenen kurabiyeler:)))
1 yumurta ( oda ısısında bekletilmiş)
150 gr tereyağı ( oda ısısında bekletilmiş - yumuşamış)
1 su bardağı un
1 çay bardağ mısır nişastası
1 su bardağı pudra şekeri
1 çay kaşığı karbonat (silme)
1 çay kaşığı tarçın (tepeleme)
1 çay kaşığı toz zencefil
hamuru yoğururken toparlamak için bir miktar buğday nişastası
Tüm malzemeyi yoğurma kabımıza alıp birbirlerine yedirmek için elimiz ile yoğurmaya başlayalım. Tereyağının iyice malzemeye karışması ve gözükmemesi gerekmektedir. Hamurunuzu kulak memesi kıvamına gelinceye kadar azar azar buğday nişastası ilave edip yoğurmaya devam edebilirsiniz. Nişasta kıvamını oturtacak ve kuırabiyelerinize gevreklik verecektir.
Hamurumuzu nişasta serpiştirdiğimiz tezgahımızda 2 cm olacak şekilde açalım. Kurabiye kalıplarımız ile hamurumuzdan şekiller çıkartalım ve dikkatli bir şekilde altına silpat veya yağlı kağıt serilmiş fırın tepsimize aktaralım.
Fırınımızı 180 dereceye getirip ayarlayalım. Tüm hamur bitene kadar yaklaşık 2 tepsi kurabiyemizden hazırlayalım.
Yaklaşık 15-20 dakika pişirip çıkartalım. Eğer kurabiyelerin çevresi kızarmaya başlamışsa kurabiyeler pişmiş demektir. Kurabiyelerimizi iyice soğuyana kadar tezgahta bekletelim. Eğer sıcakken üzerinde çalışırsanız başarısız olursunuz...Soğuduktan sonra da istediğimiz şekilde süleyebiliriz.
Ben kurabiyeler yapılırken hamurun bir kısmını daha ince açarak ve pencere yaparak içine reçel koyarak pişirdim. Böylelikle reçelli pencereli kurabiyelerim oldu...
Bir diğer tarif de yine benimle birlikte Giresun'dan gelen havalı kabakların dahil odluğu bir tarif. Kabaklı tart yapma fikrine nerden bulaştım bilmiyorum ama yarısı kabaklı yarısı ayvalı bu tartlar yiyen hekes tarafından çok beğenildi. Özellikle kabak severler bayıldı.
Tartın hamuru için;
3 çay bardağı pudra şekeri
3 adet yumurta
1 paket vanilya
1/4 paket margarin veya tereyağı (asıl tarifte yoktu)
Aldığı kadar un
Harcı İçin:
- ½ kg ayıklanmış bal kabağı,
- 1 kahve fincanı su,
- ½ çay bardağı soğuk süt,
- 1 çay bardağı toz şeker,
- 1 adet yumurta,
- 1 yem.kaşığı eritilmiş margarin
- 2 çay kaşığı tarçın,
- ½ çay kaşığı toz zencefil,
Yapılışı: Hamur için gerekli olan bütün malzemeleri yoğurarak özlü bir hamur elde edin. 15 - 20 dk. kadar dinlendirin.
Merdane ile yaklaşık 2 - 3 mm. kalınlığında açın. Tart kalıplarının boyundan biraz daha büyük parçalar halinde kesin. Tart kalıbının içine hamur parçasını yerleştirin.Hamurların üzerine çatalla delikler açın kabarmamasını garanti etmek için dilerseniz tartın içi boyutunda kesilmiş yağlı kağıtlar üzerine bakliyat koyarak fırına yerleştirin. 180 derece ısıtılmış fırında 15 dakika pişirin.
Bu arada kabağı yarım kahve fincanı su ilavesiyle iyice pişirip çatalla ezin. Soğuk süt, toz şeker, margarin, çırpılmış yumurta, tarçın, zencefili ilave ederek karıştırın. Fırından çıkardığınız tartoletlerin üzerine doldurun. Tekrar 15 dakika fırınlayıp çıkarın.
Ben hamurların bir kısmına da daha öcneden yaptığım ayva marmelatından koydum. Değişik bir lezzet oldu o da...
3. tarif ise minik fotoğrafından sizin de gördüğünüz Portakallı Kek. Bu kek bir arkadaşımın evinde akşam yemeği hazırlarken ortaya çıktı. Şunu mu yapsak bunu mu katsak derken şöyle bir kek çıkarttık ortaya.
Kek malzemesi:
2 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvıyağ
1/3 su bardağı şeker
1/2 su bardağı portakal suyu
1 portakal rendesi
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı kuru üzüm
Aldığı kadar un
Üzeri için: 1/2 su bardağı portakal suyu, 2 yemek kaşığı pudra şekeri, 1 çay kaşığı un, 1 portakal
Biz bu keki yoğun portakal tadında istediğimiz için içine dışına heryerine portakallı birşeyler koyduk. Eğer istemezseniz bir kısmını çıkarabilirsiniz. Şayet böyle isterseniz yumurta ve şekeri köpürünceye kadar çırparak keki yapmaya başlayabilirsiniz. Daha sonra diğer malzemeleri katarak orta koyulukta bir kek hamuru elde ediz. yarım su bardağı kuru üzümü sıcak suyun içinde yarım saat kadar bekletip süzdükten sonra keke katın ve karıştırın. Yağlanmış, unlanmış kalıba dökerek 170° fırında 40 dakika kadar pişirin.
Fırından çıkan keki soğumaya bırakın ve bu arada üzerine dökeceğiniz glazürü hazırlayın. Portakal suyu, pudra şekeri ve unu bir cezvede iyice karıştırıp ocağın üstünde hafif koyulaşıncaya kadar pişirin. Kek de glazür de soğuduktan sonra kekin üzerine dökelim ve portakal dilimleriyle süsleyelim. Çok basit ama çok başarılı bir kek oldu inanmazsanız arkadaşıma ve eşine sorun:)))
Cep telefonumdan çıkanlar şimdilik bunlar. Afiyet olsun yapan herkese...
Devamını Oku

24 Aralık 2008 Çarşamba

Cam Göz Aydedeler veya Zencefilli Kurabiyeler...

0 yorum
Dün akşam işten eve erken gidince (geç gittiğimde de saat zaten 06:30 oluyor) ve evdeki tüm işleri halledip oturunca tek amacım yeni başladığım ve bir solukta 190. sayfasına geldiğim Adam Fawer'ın Empati adlı romanını okuyup daha sorna yatmaktı. Tam bunları planlarken yeğenime göndermem gereken kutu geldi aklıma. Benden birşeyler istemişti ve ben onları kargoya vermeliydim. Kalkıp hazırlayayım diye düşünürken bu sefer bu kutu böyle boş boş gitmezki diye geçirdim içimden. Arkadaşları için yapmaya söz verdiğim ama yapamadığım kurabiyelerden yapayım dedim mutfağa girdim ve bir daha da çıkamadım. Son günlerde ustaların sitesinde gördüğüm yeni yıl kurabiyeleri beni de etkilemiş olacakki sıradan bir kurabiye macerası acemi şeker hamuru projelerine doğru ilerledi. Mutfaktan çıktığımda saat 23:00 olmuştu. Diğer işlerimi halledip saatimi sabah 6'ya kurup yattım. (Evet! ben gece karanlığında kalkıp işe gidiyorum ne yazıkki. Hem de işimle evimin arası sadece 20 dk olmasına rağmen:(( ) Sabah kadar rüyamda kurabiye yapıyordum:)) Daha doğrusu bir eğitmen eşliğinde kurabiye yapım dersindeydim. Kurabiyeleri yaparken ya bunlar benim işim değil sanırım, ya galiba olması bu diye söylenip duruyordum kendi kendime. Sanırım bilinç altım ustalardan öğrenmem gereken şeyler olduğunu düşünüyor ve eğitim konusunu açıyor:))) Tamam bilinç altı mesaj alındı ilk refaha erildiğinde kurs alınacak... Kurabiyelerim klasik zencefilli kurabiye aslında. Terayağı almayı unutup eve gittiğim için bu seferlik margarin kattım.
Zencefilli Kurabiye
170 gr margarin
1 su bardağı pudra şekeri
1/2 su bardağı mısır nişastası
1 yumurta
1 çay kaşığı karbonat
1 tutam tuz
1 çay kaşığı tarçın
2 çay kaşığı zencefil
1 çay kaşığı vanilya
2,5 su bardağı un
2 yemek kaşığı kakao
Hamuru açmak için biraz daha nişasta

Oda sıcaklığındaki margarin ile şekeri krema kıvamına gelinceye kadar karıştırıp diğer malzemeleri katıyoruz. Orta yumuşaklıkta bir hamur elde edip yarım saat dinlenmeye bırakıyoruz. Ben hamuru ikiye ayırıp bir parçasına 2 yemek kaşığı kakao kattım. Dinlenen hamurları merdane yardımıyla açıp kopatlarla kestim. Önceden ısıtılmış fırında 15 dk pişridim.
Bu noktadan sonra iş tamamen sanata dönüştü:PP Aydedelerin bir kısmına göz bölümü yapıp içlerine şeker koydum. Bunlar cam göz oldu. Aslında rolal icin ile ağız felan da yapmam gerekiyordu ama artık saat geç olmuştu uğraşamadım.
Hamurun geri kalan kısmına ise şeker hamuru ile çeşitlemeler yapmaya çalıştım. Bu ikinci şeker hamuru ve kurabiye denemem oldu sanırım gitgide elim alışıyor. Hatalarım ise zamanla düzelecek inşalah:)))
Tüm bu kurabiyeler görüldüğü şekilde paket yapılarak diğer eşyalarla beraber yeğenime doğru yola çıktı. Bakalım aldığında sevinecek mi? Bir tü yeni yıl sürprizi de diyebiliriz aslında.
Koş vatandaş acemi kurabiyeciden acemi yeni yıl kurabiyeleri aaaaalllllllllll!!!!!!!!!:))))))))))
Bir de gingerbread yapsam Alllaaaahhhhhh değme benim keyfime:)))
Devamını Oku

17 Aralık 2008 Çarşamba

Bayram çikolatasına arkadaş: Truff...

0 yorum
Bu bayram kendimi denemeyi düşündüğüm şeyler için adadıpımı söyledimya işte bu da bunlardan bir örnek... Daha önceleri havuç, bebe bisküvisi, çikolata beraberliğinde denemişliklerim vardı ama bu şekilde bir denemeyi ilk kez yaptım... İlk defa bir kekin çok kabarmadığınına sevindim zira neredeyse hepsini bu trufun yapımında kullandım. Ben bu trufu yaparken Pastacı Burcu'nun bu tarifinden yola çıktım. Azimliyim... İlerleyen günlerde dışındaki çikolata kaplamaları daha güzel görünen truflar yapacağım:)))
Aslında dışını kapatabilirsim kahve ya da kakaoyla ama evdekiler bu tatları fazla sevmedikleri için yapamadım... Neyse yaa... İlk deneme için fena sayılmaz ama di mi?:)))
Yiyen herkes genelde çok beğendi... Benim gibi çikolataya bayılan biri için ise çok çok iyiydi... Dedimya azimliyim... Daha iyisini mutlaka yapacağım:)))
Bu arada o tabakların altındaki ahşap şımarık tepsi varya... İşte onu da ben boyadım:)))
Devamını Oku

1 Aralık 2008 Pazartesi

Haftasonu Menüsü

0 yorum
Devamını Oku

20 Kasım 2008 Perşembe

Küçük bir holde büyük dekorasyon çalışmaları!:)

0 yorum



Bu azıcık mekanda çok eşya barındıran yer benim holüm oluyor... Taşındığımdan bu yana eve her girişimde 'Buraya bir şeyler yapmalıyım' diye geçirip duruyordum içimden. Ama bir türlü sıra gelememişti...Taşındığımda sadece 8 kutu kitap ve 4 valiz kıyafetim olduğunu düşünecek olursak bir evi tüm teşkilatıyla kurmam tabi biraz vaktimi aldı. Çok kardeşli kalabalık bir aile olmak bana herrrr zaman avantaj sağlamıştır. Annem tarafından mobilyaları alınan, abim tarafından ise beyaz eşyaları tamamlanan, büyük abim tarafından tekstil ihtiyaçları karşılanan evim yengelerim ve ablalarım tarafından ise küçük elektronik eşyaları vs karşılanarak anonim bir şekilde oluşturulmuştur. Bu temel ihtiyaçları tamamlandıktan sonra evimin geri kalan detayları ise bana kaldı. Geçen gün bir hesap yaptım ve 1 yıllık maaşımın büyük bir kısmını üç şeye harcamışım: Ev elektroniği ve mutfak eşyası, yüksek lisans tezim için kitap ve doğal olarak kıyafet:))
Allahtan evim küçükte tamamen kontrolü kaybetmiyorum. Yoksa maaşın tamamını da bunlara yatırabilirdim. Geçen gün annem Almanya'dan teelfon açtı 'Haftaya geliyorum bir şey istiyor musun?' dedi. Cevaplarım yine aynı doğrultuda oldu 'Fackelman'a gidersen ben de olmayan kurabiye, kek kalıpları ve değişik mutfak aletleri al olur mu?':))) Bir de noel ile ilgili çıkan eşyalardan değişik benim beğeneceğimi umduğum şeyleri de al:)))
Annem ve yengem benim tarzıma uygun bir kazak beğenmiş, 'Yeşi bir kazak beğendim alsam giyer misin? (yeşil hiçbir şey giymememden yola çıkan bir soru) diye sordu. Ben de giyerim tamam ama sen kalıpları bak mutlaka diyerek olayı yine oraya bağladım:)))
Sanırım bir daha taşınmaya çok zor cesaret ederim:)))
Şimdi bu yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz hol bu mutfak ve salon takıntıman dolayı daha yeni gündeme girdi. Aslında tam bir bütünlüğü yok çünkü derleme bir yer oldu... fakat şöyle bir özelliği var buranın. Benim ev ile ilgili takıntılarımdan haberdar olan büyük abimin bana hediye ettiği matkap ile kendim astım herşeyimi:) Evet sonunda bunu da yaptım... Daha önce avize takma, musluk tamir etme, mobilya birleştirme gibi işlemlerim olmuştu ama elime hiç matkap almamıştım. Sonunda bana tam teşekküllü bir matkap seti hediye edildi ve ben de bir cesaretle kullandım ve hiçbir duvarı indirmedim. (tamam itiraf ediyorum nasıl kullanılacağını yeğenim gösterdi:)))
Ama sonunda taktım işte küçük bir hole bir ayna (bir arkadaşım tamamen kendi yapıp en genci 50 yıllık kemer tokalatıyla süsleyip bana hediye etmişti çok beğenirim), bir kaç askılık (KOÇTAŞ'ta çoçuk odası askılığı olarak satılıyorlar ama aldanmayın ben çok beğendim ve küçük yerlere güzel çözümler sunuyorlar, üstelik çok ucuz 2,90 galiba tanesi) ve bir kapı süsü!! (en enteresanı bu kabul, teee üniversite yıllarımda ev arkadaşım yılbaşında getirmişti bunu bana. Giresun'a gittiğimde çatıdaki kullanılmayan eşyaların arasında buldum, üniversitedeki neşeli ev hayatımızı hatırlattığı için getirdim, kıyamadım gözümün önüne astım:))) Hatırşinas bir dekorasyon oldu bu...
Bir de alt kısma ayakkabılık dolap aldım, yere de pembe bir peluş ama nedese onu çekmemişim, onu başkası yaptıya, benim bir katkım yokya ondan sanırım:)))
Küçük fıçıcık bir evde yaptığım dekorasyon çalışmaları devam edecek...
Devamını Oku

11 Kasım 2008 Salı

Elmalı Çöreeekkkkk ve Sepeti...

0 yorum

Fotoğrafı yerleştirip yazıyı bir gün sonra yazmak da neyin nesi oluyor tam bilemiyorum ama sanırım vakitsizlikten ya da mevcut vakti iyi kullanamamaktan kaynaklanıyor bu...
Son bir kaç gündür gelen giden misafirler, toplantılar derken bir koşuşturma içinde geçti.Bunlar yetmezmiş gibi bir de ben misafirliğe gittim. Tabi yukarıdaki sepetimle beraber...
Uzun zamandır şehir dışında yaşayan bir arkadaşımızın tekrar istanbul'a dönüşünü kutlamak amacıyla gittik bu ziyarete...
Tabi yanımızda elmalı çöreklerimizin oluşturduğu sepetimizle beraber...
Bu çörekler uzun zamandır gözüm gibi sakladığım bir maya poşetinden esinlenilerek yapılmıştır. Blogları karıştırırken aynı maya poşetinin bir kaç arkadaşın daha eline geçtiğini ve onların da yaptığını gördüm. Herkes sonuçtan memnundu ve tabi ben de...
Çocukken Almanya'da bu çöreğin benzerinde bir çörek yerdim her gün... Evimizin yakınında bir kafe vardı ekmek almak için de gittiğimiz bu kafeden benim hafızamda yer eden bir kaç şeyden biri bu mayalı çöreklerdir. Diğerleri ise kahve kokusu ve limonlu peykek...
Bir de bunların kızartılıp, şekere bulanmışlaı vardı ki onları da yeğenimle paylaşmamız oldukça zor olurdu...Bir daha ki sefere bu hamurların yarısını kızartmayı planlıyorum bakalım o çöreklere bi benzerliği olacak mı?
Elmalı çöreklerin pişirip soğuttuktan sonra poşetleyip sepete yerleştirince yanına ne koysam ne koysam diye düşünürken arkadaşımın nelerden hoşlanacağına dair bir iki küçük anımızı düşündüm. Daha önce istek üzere hazırladığım sepetlere de koymuş olduğum ve benim de makine kahvesi yaparken kullandığım jacops filtre kahve, bence hediye sepetlerinin olmazsa olmazı fındık ve annemin kendi köyümüzden toplayıp hazırladığı kuru ısırgan otu poşetiyle beraber sepetimizi hazırladım. Kuru ısırgan otunun faydaları ve nasıl kullanılacağını bilmeyen arkadaşlar bu linkten faydalanabilir. Ben de arkadaşlarım da bu bitkinin çayına özel bir ihtimam göstererek kışın mutlaka tüketiriz.
Ve şimdi gelgelelim elmalı çöreklerimizin tarifine...
Malzemeler
- 2,5 su bardağı un
- 1 paket yaşmaya
- 3 yemek kaşığı toz şeker
- 1 yumurta
- 50 gr tereyağı
- 1,5 çay bardağı ılık süt (yarım çay bardağı sütte maya eritilecek)
İç malzemesi:
- 3 adet elma
- ½ çay bardağı toz şeker
- ½ çay bardağı iri doğranmış fındık
- 1 çay kaşığı tarçın
- 2 yemek kaşığı yıkanmış ikiye bölünmüş kuru üzüm
- Üzerine isteğe bağlı olarak pudra şekeri - tarçın
Yapılışı: Yoğurma kabına aldığımız 1,5 su bardağı unun ortası havuz gibi açılır ve sütte eritilen maya konulur. Hafifçe karıştırdıktan sonra sırasıyla şeker, yumruta, tereyağ ver geri kalan süt katılır. Hamurun alışına göre geri kalan un azar azar katılarak hamur yoğurulur.
Yumuşak bir hamur elde edilene kadar hamur yoğurulmaya devam edilir. Hamur yoğurma işlemi tamamlandığında üzeri kapatılarak ılık bir yerde 40-50 dk mayalanmaya bırakılır.
Hamur mayalanırken içi hazırlanır. Rendelediğimiz elmaları şekerle beraber pişiririz. Şeker eriyip elmaların rengi döndüğünde ocağın altını kapatıp fındık, tarçın ve üzümleri ekleyip soğumaya bırakalım.
Hamur mayalanma işlemi tamamlandıktan sonra istediğimiz boyutta bezeler koparıp (büyük olmasın fazla zira tepside mayalanma ve pişme esnasında da büyüyorlar) içine malzememizden koyup elimizde yuvarlıyoruz. Tüm hamurun beze yapma işlemleri tamamlandıktan sonra tepsimize diziyoruz ve 30 dk da burada mayalanmasını bekliyoruz. 30 dk sonra önceden ısıtılmış fırınımıza koyup pişiriyoruz. 15 dk gibi kısa bir süre içerisinde pişen çöreklerimiz soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri ve tarçın serpip afiyetle yiyor ve yediriyoruz.
Devamını Oku

5 Kasım 2008 Çarşamba

Sakızlı Türk Kahvesi ve eşsiz sohbet...

0 yorum


Dün akşam bir arkadaşımla buluşmak için sözleştik. Fırsat buldukça yaptığımız kahveli – sohbetli akşamlarımızdan birini geçirmek için bu sefer seçtiğimiz mekan Fındıklı Kahve Dünyası oldu.
Açıldığı ilk günden beri taleplere cevap vermekte zorlanacak kadar yoğun olan mekan genişlemiş ve sigara içilen – içilmeyen olarak iki bölüme ayrılmış. Ben uzun zamandır gidememiştim bu değişiklikten yeni haberim oldu. Çok sevindim, çok memnun kaldım. Sigara içerken de bıraktıktan sonra da insanların pasif içici olmasından hoşlanmıyorum.
Biz bir süredir evde de dışarıda da kendimizi teslim ettiğimiz lezzetin kollarına bıraktık kendimizi... Eskiden beri bilenler bizim gibi bu sene öğrenen kahve severler için için Sakızlı Türk Kahvesi tarif edilemeyecek bir lezzet...
İlk olarak Ege Bölgesi’ne tatile giden bir arkadaşımızın getirişiyle kendisiyle tanıştığımız kahveyi dışarıda Kahve Dünyası’nda rastladım ben. Başka yerlerde varsa da bilmiyorum...
Tanıştıktan sonra ileri seviyede bir kahve meraklısı olarak kolleksiyonuma katmam gerektiğini düşündüm ve şehirde nerede satıldığını buldum.
Kadıköy Balık Pazarı'nda, yani Kadıköy Çarşı içinde, Altınoluk Zeytinyağları diye bir dükkan var, Dicle Balık'ın karşısında. Bu dükkanda bir sürü bitkisel ürün, peynir, zeytin, zeytinyağı, turşu baharat vs. var. Ve işte bu enfes kahveden de var.
Buradaki kahvelerin asıl özelliği, değirmende, makinede çekilmeyip dibek taşında dövülerek öğütülüyor olması. Bunun üstüne bir de damla sakızı ilave edilmiş olması ortaya eşi benzeri olmayan bir lezzet çıkarıyor.
Bu dibek kahvesi, İzmir Hisarönü'nde hazırlanıp paketleniyormuş. Etiketinde ise bir tarih yazıyor: 1939 yılından günümüze meşhur dibek kuru kahvecisi İlyas Gönen.
Kahve Dümyası'ndan damağımda bu lezzetle çıkamadım tabiki. Yine o meşhur reyona kendimi kaptırdım ve evde truff - çikolata yapmak için kuvertur çikolata ile kahve çekirdeği aldım. Eve gelir gelmez de denedim...Fena olmadı ama daha profesyonel çalışmaları ileriki günlerde sizlerle paylaşacağım...
Devamını Oku

3 Kasım 2008 Pazartesi

Fındıklı Paskalya ve Hediye Sepeti

0 yorum



Eve erken gittiğim günlerde en sevdiğim şeylerden biri Martha Stewart’ı izlemek oluyor. Kendim yemek hazırlarken veya evde ufak tefek bir şeyler yaparken bir taraftan onu dinleyerek veya çok sevdiğim bir şey tarifi veriyorsa not alarak zaman geçiriyorum. Kaçırdığınız tarifler de problem olmuyor aslında zira internet sitesinde http://www.marthastewart.com/ tüm tarifleri veriyor.
Geçtiğimiz hafta paskalya döneminde yayınlanan program veriliyordu. Program yayın tarihleri Amerika ve bizde farklı olduğundan paskalyayla alakasız olan bu zamanda izlemiş olduk. Annesi ile beraber yaptığı paskalya çöreklerinin tarifini veren Martha, benim de aklıma düşürdü çörekleri. Onların yaptığı tariften yapacaktım aslında ama genel olarak tereyağlı hamur işini pek tercih etmediğimden yapamadım. Zira Martha, bir çok tarifinde olduğu gibi paskalyalarda da tereyağ kullandı. Ben daha bildiğimiz bir tarif üzerine yaptım çöreklerimi. Onun tarifinden aldığım özellik ise portakal, limon kabuğu, kuş üzümü ve kuru kayısı oldu. Martha, bu malzemeleri hamuru yoğururken içine kattı. Ben de hamurun bir kısmını sadece mahleple diğer kısmını ise evde olan malzemelerden mandalina, limon kabuğu ve doğranmış kuru kayısı ile yoğurdum. Ortaya çıkan sonucu ben sevdim...


Fındıklı Paskalya Çöreği

2 Yumurta (Birinin sarısı üstüne sürülecek)
½ paket yaşmaya
½ su bardağı süt
½ su bardağı sıvıyağ
3 çorba kaşığı toz şeker
Bir fiske tuz
3 tatlı kaşığı mahlep
Un
Kırılmış fındık veya file badem


Yaş mayayı ılık sütte eriterek yoğurma kabına alıyoruz. Daha sonra üzerine yumurta, şeker ve sıvıyağı katarak karıştırıyoruz. Bir fiske tuz ve mahlebi de kattıktan sonra hamurun kıvamına göre ununu katarak yoğurmaya başlıyoruz. Bu aşamada hamurun durumuna göre çok az ılık su takviyesi yapabiliriz. Bana; su hamuru açıp hafifletiyormuş gibi geliyor. Hamuru yoğurma işlemi bittikten sonra sıcak bir yerde 30 dk. Mayalanması için kapatıyoruz. Hamurun mayası olduktan sonra küçük küçük parçalar alıp üç tane fitil yapıp bunları çok sıkı olmayacak şekilde örük yapıyoruz. Ben çok iri olmasını istemediğim için dışarıda satılanlardan biraz daha minik ve ince paskalyalar elde ettim. Bu hamurtan 12 tane paskalya çıktı. Şekil verme işlemi bittikten sonra tepside mayalanması için 30-40 dk daha beklettim ve sonra üzerine yumurta sarısını sürüp kırılmış fındıkları serptim. Önceden ısıtılmış 160-170° fırında üzeri kızarana kadar pişirdim.
Daha sonra afiyetle yedik diye bitirebilirdim ama benim paskalyaların akibeti fotoğraftan da göreceğiniz üzere biraz farklı oldu. Paskalyalar soğuduktan sonra küçük küçük poşetlere girip, ağızlarını poşet ipiyle bağladım. Daha önce Eminönü’nden edinmiş olduğum sepete 7-8 tanesini dik olarak yerleştirdim. Yanına bir kutu T-Light simli mum, bir poşet kırılmış – kavrulmuş Giresun fındığı ve bir elma koyarak çok sevdiğim bir arkadaşıma yeni ev + geçmiş olsun hediyesi yaptım. İkimizin de yiyip içmeyi sevmesinden yola çıkarak hazırladığım bu sepet daha önceki yaptıklarım içerisinde başarılı grubunda yerini aldı.
Bu tarz hediyeler hazırlamayı hep sevmişimdir aslında. Özel üretim hediyelerle başlayan yolculuğum, yılbaşı sepetlerine ve pasta çörek sepetlerine kadar ulaştı. Kendimden daha yaratıcı fikirler bekliyorum...
Devamını Oku